Ne Seninle Ne Sensiz; Ekmek!

  
   Torik Yazarı                        

Şimdilerde hala var mı bu adet bilemiyorum? Biz küçükken ekmek yere düştü mü alıp öper sonra da alnımıza koyardık. Çok kıymetliydi, aslında hala da kıymetli. Ekmek pek çok şeyi temsil eder, bir dolu anlam yüklenmiştir. Ekmek nimettir, kutsaldır. Ekmek emektir, alın teridir. Ekmek iştir, güçtür, kazançtır. Ekmek haktır, yaşamdır.

İnsan gezip gördükçe, tanıyıp öğrendikçe daha bir anlıyor. Toplumlar ve kültürler arası farklılıklar olduğu gibi temelde benzer, ortak noktalar da çok. Ekmek de bunların başında geliyor sanırım, en azından Almanya için böyle. Akşam yemeği tabirini bile ekmekle yapıyorlar; ‘Abend Brot’ kelime anlamlarıyla çevirirsek ‘Akşam Ekmeği’ oluyor ama ‘Akşam Yemeği’ manasında kullanılıyor. Sonra bir de ‘Brotzeit’ var ‘Ekmek Zamanı’ ana öğünler arası atıştırmalara verilen ad bu. Örnekleri daha da çoğaltabiliriz ama sanırım yeter bu kadar Almanca dersi.

Günümüzde ekmek artık her ne kadar cezalı duruma düşmüş olsa da, beslenme piramidinde yeri doldurulabilmiş değil. Biz insanlar hammaddesiyle oynayıp, genetiğini bozduğumuz için ekmek artık ‘zararlı’! Yalan yok ben de dikkat ediyorum, ekmeksiz beslenmeye çalışıyorum ama gel gör ki tamamen hayatımdan çıkarmam mümkün değil. Her şeyden önce Almanya’da yaşıyorum. Ekmeklerin çeşitliliğini, güzelliğini görseniz, bir de her sabah kokusunu içinize çekseniz gösterdiğim irade karşısında şapka çıkartır, arada yaptığım kaçamakları görmezden gelirsiniz!

Ekmek her ekonomik seviyeden insanın en kolay erişebildiği gıda maddesi. Bu durumda bazen insanın aklı karışıyor. Madem zararlı neden bu şekilde üretilip tüketime sunuluyor? Kendime göre paranoyak teorilerim yok değil! Hani biyolojik ve kitle imha silahlarından bahsediliyor ya günümüzde, neden böyle vazgeçilemeyecek gıdalar yoluyla olmasın ki bu diyorum mesela. Bu sebeple Soner Yalçın’ın son çıkan kitabı ‘Saklı Seçilmişler’i merak ediyorum. Ara ara Facebook hesabından kısa alıntılarla paylaşımda bulunuyor. Farklı kaynaklardan bugüne kadar duyduklarımız bir kitap altında toparlanmış sanki, en kısa zamanda okuyacağım.

Bozulmadık bir ekmek mi var, her türlü etten sebzeye, tahıla, yumurtaya, süte kadar her şey zararlı, oynanmış ve zehirli. Durum böyle olunca yeni üretim şekilleri doğdu, ekolojik tarım yapılıyor. Ürünler 2-3 kat fazla fiyata satılıyor. Alabilen alıyor. Ama ben hala düşünüyorum; tamam ilaçsız tarım yapıyorsun anlıyorum. Ama senin çevrende herkes aynı şekilde üretmiyor. Onlardan süzülen kimyasallar toprağa karışıyor, havaya karışıyor. Hepsine aynı yağmur yağıyor hani şu çöl kumlarını bile üzerimize taşıyan. Yer altı suları aynı. Sahi nasıl oluyor bu tam ekolojik tarım? Benim fena halde kafam karışıyor. Yine de kötünün iyisi diyerek öyle mi beslenmek lazım acaba?

Fotoğraf: Esra Bakay

Daha fazla aklımızı karıştırmadan biz ekmeğimize dönelim. Yaşadığımız şehirde bir ‘Ekmek Müzesi’ var. Bugüne kadar gezdiğim en anlamlı müze! Kendileri de açlıktan etkilenmiş kişiler olan bir baba oğul tarafından, 1955 yılında kurulmuş bir özel müze. Ve sanırım dünyadaki ilk ve tek Ekmek Müzesi! İlk başlarda ekmeğin dünyadaki değer ve önemine dikkat çekmek için, ekmek ve üretimiyle ilgili ekipmanları toplayıp sergileyerek başlamışlar. Zamanla kültürlerdeki yeri, açlıklar ve zaman içindeki üretim değişimlerini de içeren doküman ve çeşitli sanat eserlerinin de sergilendiği ‘Ekmek Kültürü Müzesi’ne dönüşmüş. Müze binasıysa 16. yüzyıl sonlarında inşa edilmiş ve 19. yüzyıla kadar tahıl deposu olarak kullanılmış bir yapı.

Giriş katında dönemsel konsept sergiler sunuluyor. Birinci katta tohumdan ekmeğe dönüşümün 6000 yıllık tarihi var. Hemen girişte ekmek üretiminde kullanılan tahılları görüyorsunuz. Besin değeri açısından en değerlisi arpaymış ve anavatanı Türkiye! Sonra rakamlar verilmiş 1900’lerde 1 çiftçi yaptığı üretimle kendisiyle beraber 3 kişiye yetebiliyorken 1950’de bu sayı 10’a, 2005’te 142’ye yükselmiş!

Fotoğraf: Esra Bakay

Ben ziyaret ederken öğrenciler vardı, okulla gelmişler. Tahılları tanıdıktan sonra nasıl öğütüldüklerini ve nasıl ekmeğe dönüştüklerini gördüler en ilkel yönteminden en modernine kadar. Bazen gerçek ekipmanıyla, bazen fotoğrafıyla, bazen dokümantasyon olarak, bazen de canlandırmasıyla. Benim en sevdiğim bölüm oldu canlandırma. Eski bir taş fırın canlandırılmış, penceresinden içeriyi görebiliyorsunuz. Duvarda bir boynuz asılı, üfleyince kocaman ses çıkaranlarından, fonda bir çocuk şarkısı, duvarda bir yazı. Diyor ki; toplumları tanımak istiyorsanız geleneksel çocuk şarkılarını dinleyin! Ne kadar anlamlı ve doğru. Kültürel miras çocuk şarkılarıyla aktarılıyor nesilden nesile. Bu şarkıdaki çocuk da diyor ki, ‘hazırlayın keklerinizi ekmeklerinizi, fırıncı bizi çağırıyor’. Arkadan bir boru sesi belli ki duvarda asılı boynuzdan çıkıyor. Peşi sıra da en güzel ekmek hamurunun tarifini veriyor. Aldı götürdü beni o zamanlara. Eskiden fırıncılar satacakları ekmekleri pişirdikten sonra koca taş fırın soğuyana kadar halkın kendi yaptığı ekmekleri de pişirirmiş. Hazır olduğunu haber verip, halkı çağırmak için de o boynuzu kullanırmış.

Fotoğraf: Esra Bakay
Fotoğraf: Esra Bakay

Öğrenciler öğrendiklerini uygulayıp ekmek pişirmek için en üst kata çıkarken ben 2. katta kalıyorum. İnsanlık ve Ekmek. İşte burası fena çarpıyor insanı. Bu katta açlık var! İnsanın tüylerini ürperten hikayeler ve ekmek için verilen mücadeleler. Hepsini anlatamam ama beni en çok etkileyeninden bahsetmeden geçemeyeceğim. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanların meşhur Leningrad Kuşatması var. Tarihin en uzun, en korkunç ve yıkıcı şehir kuşatması. Ağustos 1941’de başlayan kuşatma 8 Eylül 1941’de şehrin son kara bağlantısı da kesilerek tamamlanıyor ve tam 872 gün sürüyor. Tüm ikmal yolları kesilerek açlık ve susuzluğa terk edilen şehirde kuşatmanın sonunda bir milyon kişinin öldüğünden bahsediliyor. Anılardan alıntılar yapılmış bazı fotoğraflar eşliğinde; 12.11.1941: Adam başı 200gr’lık ekmek hakkı bugün sona eriyor. 20.11.1941: Adam başı ekmek hakkı 25gr! 25.01.1942: Hiç suyumuz kalmadı! Hava -35C, bu soğukta daha fazla yaşayamam.

Fotoğraf: Esra Bakay

Boğazıma bir şeyler düğümleniyor. Çok anlamlı ve tam ibretlik bir müze! Allah kimseyi aç susuz bırakmasın. Sahip olduklarımızın kıymetini bilelim.

FACEBOOK YORUMLARI


TORİK YORUMLARI