Kızım Sen Adenoviral Konjonktivit Olmuşsun

  
   Torik Yazarı                        

Çocuklar inanın, inanın çocuklar! Güzel günler göreceğiz güneşli günler! Evet tam da bu psikolojideydim.Sonbahar gelmiş çatmış, düğünler dernekler bitmemiş ama bir hayli azalmış, artık sıra dostlarla hunharca eğlenmeye gelmişti, güneşli günler yakındı. Tabii evdeki hesap çarşıya pek uymadı.

Sabah uyandım bir de ne görmeyeyim? Sabah olduğunu göremiyorum. Sen benim sol gözüm kapalı kal. Sen benim sol gözüm açılama. Allahım dedim herhalde sonunda gönül gözümü açacaksın ama ikisini aynı anda deneyince şalterler attı tabii. Sağ gözümle görebildiğim kadarıyla aynaya koştum hemen. Çapaklanmış sol gözüm. Benim zavallı sol gözüm. Neyse yüzümü yıkayınca açıldı benim sol göz ama kan çanağı gibi kıpkırmızı içi. Bir de batıyor ama öyle böyle batmıyor, baya batıyor. Doktora gittim hemen. Bu arada yüzümde de lekeler oluştuğu için önce dermatoloğa gittim. Dermatolog hanım gözümü görünce dediki “kızım sen adenoviral konjonktivit olmuşsun sakın bir yere dokunma hemen göz doktoruna git” dedim ki “ney olmuşum?” dedi ki “sen göz doktoruna koş”. Neyse koştum göz doktoruna, bu arada herkes bana bakıyor dönüp dönüp çünkü gözüm ağlıyor, için için ağlıyor herkes şahit. Kapıyı çaldım, açtım tam içeri gireceğim sekreter kız bağırmasın mı “sakın hiçbir yere dokunma adenoviral konjonktivit olmuşsun” diye. Allah Allah ney olmuşum anlamıyorum ki.

Ölümcül bir hastalık falan herhalde. Allahım birazcık daha bekle bari Yeni Cuma’da çay may içeyim diye düşünüyorum o sıra. Kız devam ediyor tabii ben bunları düşünürken, hemen kaydını açtır doktor bey birazdan burada olur falan diye, bunu derken de gözümün içine baka baka eline aldığı sabunlu bezle dokunduğum kapıyı siliyor. Bir şey anlayamayınca diyorum hadi gidip açtırayım bari kaydımı. Özel hastanelerde elimizi okuttuğumuz aletler var ya bildiniz mi? Kimliği verdikten sonra ellerimizi okuyan alet? Kız peşimden gelip onu da silmesin mi ben dokununca. Eyvah dedim karantinaya alacaklar beni kuduz gibi bir şey oldum ben, yarım saate gözlerim köpürecek titreme gelecek Parkinson gibi titreye titreye öleceğim. Yeni Cuma’dan da ümidi kestim tabii, bekliyorum Azrail alsın canımı diye. O ara doktor bey geldi, kızla geçtik odaya. Doktor bey beni görünce ne dedi bilin? Asla tahmin edemezsiniz. Ömer Çelakıl bile tahmin edemez bunu. Hazır mısınız? “Kızım sakın bir yere dokunma sen adenoviral konjonktivit olmuşsun”. Hay senin ağzını öpeyim doktor bey hay sana tıpı anlatan bütün hocaları öpeyim ney olmuşum? Adam gibi söylemeyeceksen paramı geri ver bari son anlarımı rahat geçireyim. Neyse otur kızım dedi, başladı anlatmaya. Bak kızım sen adenoviral konjonktivit olmuşsun.

Bu hastalık halk arasında kanlı göz olarak da bilinir. 25-35-45 gün kadar sürebilir, çok ağrı çekebilirsin ama hafif de geçebilir, şu an yalnızca bir gözünde var ama diğerine de bulaşabilir, sakın bir yere dokunma çünkü başka insanlara da bulaşabilir, birkaç gün işe gitmeyeceksin, (buradan sonrasını sevinçten dinleyemedim) (şaka şaka dinledim mecbur) gözünde hasar da oluşturabilir, çok dikkatli olman gerekiyor günde en az 35 kere elini sabunlaman, havlunu değiştirmen, gözüne hiçbir şey değdirmemen gerekiyor, bu hastalığın bilinen etkin bir ilacı yok verdiğimiz ilaçlar sadece acını hafifletecek gibi bir sürü cümle. Sen git onca yıl tıp oku sonra gel bunun bir ilacı yok kızım öyle de olabilir böyle de olabilir hatta şöyle de olabilir diye bana maval oku.

Neyse doktor beyefendi ilaçlarımı ve raporumu verip yolladı beni eve neticede. Her krizi fırsata çevirmekte günümüz politikacılarını aratmayan canım annem de “e sen evdesin madem ben güne gideyim” deyip hasta babamla beni birbirimize emanet edip güne gitti sağ olsun. Sonra tabii başıma gelen hastalık değişik ismi elit duruyor dedim bari dostlarımı arayıp başıma gelenleri anlatayım, oh raporum da var gelirler takılırız. Aradığım canım dostlarım da demesin mi “hıı, bundan sonra facetime dan görüşürüz madem.” Hak veriyorum ama bir yandan da “ulan İlkay yapayalnızsın şu hayatta bak annen de gitti arkadaşların da gelmiyor yapayalnızsın işte” falan diye durumu iyice trajik hale getiriyorum. Hayatta yapayalnız olduğumu fark edince de bu farkındalığa çok önceden ulaşmış biriyle atlatayım zor günlerimi diyor ve kütüphanemden Hakan Günday’ın bir romanını seçiyorum. İşte hayatımda yaptığım yanlış seçimlerden biri daha. Kitap kötü zannetmeyin kitap mükemmel ama Hakan Günday öyle psikolojik bir bunalımdayken falan okunacak adam değil. Kesicem kendimi dram dram üstüne bindi (kelime esprisi var burada). İyice psikolojim bozulunca diyorum bari film izleyeyim. Gözlerim de nasıl müsait ama film izlemeye. Ferzan Özpetek’in İstanbul Kırmızısı filmini izliyorum ve gecenin sonunda hayata sol gözümü yumuyorum. 15-16 gün boyunca belli aralıklarla açılıp kapanıyor sol gözüm. Bir gün açıksa bir gün kapalı kalıyor mutlaka. Sağ gözüme de bulaştırdığımdan onu da çok açamıyorum.Açılınca öyle bir acıyor ki siz bu acıyı bilseniz bunu bilmekten ölürsünüz. İnsan gözünü özler mi arkadaşlar ben sol gözümü özlüyorum. Arada açılıyor mesela o geceler uyumuyorum yine kaybolur gözüm diye nöbet tutuyorum. Sol göz nöbeti. Zaten bu ülkede başımıza ne geldiyse solu iyi kollayamamaktan geldi. Artık hiç açılmamaya başlayınca kesiyorum ümidimi sol gözümden. Şöyle bakın hayatınıza soldan ümidi kesen insanlar hep mutludur. Öyle olmaya karar veriyorum ben de.

Yatağımdan kalkamayacak kadar kör olduğumdan mütevellit körlerin bütün gün nasıl vakit geçirdiğini düşünmeye başlıyor ve sonunda kulaklarım olduğunun farkına varıyorum. Bir şeyler dinliyorum sürekli. Şarkılar sıkınca videolar açıyorum onları dinliyorum falan. Bu şekilde tam 16 gün geçiriyorum. Dile bile kolay değil. 16 koca gün. Sol gözümsüz. Ama ne oluyor? Canım sol gözüm bir sabah ansızın geri geliyor. İşte solun gücü! Yeşilçam filmlerinde kör gözü açılsın diye güç bela eşten dosttan ameliyat parası toplayıp, ameliyat atlatılıp bandaj açılınca görüyorum görüyoruuum diye bağıran kadın gibi koşturuyorum evin içinde. Doktorum da iyileştiğimi onaylıyor ve yeni hayatımın ilk gününü 29 Ekim Cumhuriyet Bayramıyla kutluyorum. İzmir’in dağlarında çiçekler açıyor, Rabbim gözlerimi açıyor.

FACEBOOK YORUMLARI


TORİK YORUMLARI