‘Kişisel Gelişim’ Hem de Ev Yapımı!

  
   Torik Yazarı                        

Gerekli malzemeler: Makas, bir A4 büyüklügünde karton, küçük bir tombala torbası, kalem ve kağıt. Önce kartonu ortalama 1.5 x 5 cm. ebatında olacak şekilde düzgünce kesin. Kestiğimiz her parçanın üzerine, başarı, istemek, elde etmek, hedef, ulaşmak, mutlu olmak, zengin olmak, ikna etmek, ikna olmak, formül, metod, yöntem, sır, giz, para, kadın, erkek, kariyer, güç, zirve, hayal gücü, kurumsallık, hakkınız olan,  ticaret, inovasyon, rekabet, top 10, makam, network, mevki, şöhret, liderlik, gizli el, kendine yatırım, 10 adım, çok, daha çok kelimelerini yazın. Bütün kartonları tombala torbasına atın. Güzelce bir karıştırın. Sonra torbadan 5 karton çekip, çıkan kelimeleri kağıdın üst tarafına yazın. Unutmadan söyleyeyim, üç kademeli olan bu oyun iki kişiyle daha zevkli oluyor. Oyunun kuralı basit; çektiğiniz her 5 kelimeye en fazla 5 kelime daha ekleyerek ‘anlamlı’ bir cümle kuruyorsunuz. Ve, veya, ya da, hem-hem de, ile kelimeleri oyunun bonusu. Yani bunları kullandığınızda kullanacağınız kelime sayısından düşmüyorsunuz.

Fotoğraf: torik.tv

Hazırsanız, ilk eli birlikte oynayalım. Örneğin çektiğimiz 5 kelime; yöntem, zirve, para, 10 adım, gizli el olsun. Cümlemiz ne olabilir? “Gizli el’in seni 10 adımda paranın zirvesine ulaştıracak yöntemi ruhuna fısıldayacağına inan” . 5 tombaladan 5 sizden toplam 10 puan! Ya da, “paranın zirvesine gizli el’in 10 adım yöntemi ile ulaşabilirsin” 5 tombala 1 sizden 6 Puan! Bu oyunda az olan puan makbul. Bi tane daha geldi aklıma, “Sen ve gizli el yöntemi, para ve zirve, aranızda sadece 10 adım”. 8 puan cepte!

Benim kurgu yapıp kelimeleri bilerek seçtiğimi düşünenler olabilir. Zinhar! Samimiyetle söylüyorum en ‘kısır’ kelimeleri seçmişim! Deneyin görün. Kariyer, hayal gücü, hedef, liderlik, inovasyon, istemek, hakkın olan, daha çok gibi kelimeler çektiyseniz, ohh ne ala! Bu durumda cümle yazmak ne ki? Biraz zorlasanız bir kişisel gelişim kitabı  bile çıkar hem de ev yapımı!

Buraya kadar yazdıklarıma şöyle bir göz atınca; yazımın kişisel gelişim kitaplarını ve kişisel gelişimcileri küçümser bir atmosfere girme riski taşıdığını hissettim. Amacım olmayan bu durumu hemen ve net bir biçimde kesmek adına ifade edeyim: Kişisel gelişime değil, kişisel gelişim adı altında pazarlanan ve iddiasının aksine insanı geliştirmeyip ‘güdük’ kıldığına inandığım ‘yöntem’ ve ‘müfredatına’ karşıyım.

Kısa sürede zengin olmanın yollarından birinin ‘kısa sürede nasıl zengin olunur?’ tadında kitaplar yazmak olduğu gerçeğine dikkatinizi çekip hem kendimi hem de sizi ‘yüzeyde’ fazla oyalama niyetinde değilim. Bu yüzden; insana değişim, onun vasıtasıyla gelişim, gelişim vasıtasıyla da ‘özgürlük’ ve ‘mutluluk’ gibi ‘halleri’  vadeden bu sistemi vaad ettikleri üzerinden bir değerlendirmeye / eleştiriye  tabi tutmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.

Özgürlükten başlayalım mesela. Türk Dil Kurumu’nun Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu” olarak tarif ettiği özgürlük kavramının ‘göreceliği’ sebebiyle, kime göre, neye göre özgürlük, tartışmalarına girmemek adına, kelimeyi etimolojik (kök bilimi) açıdan ele alalım. Özgürlük, ÖZ’den gelir. Özün ‘gür’ olmasıdır özgürlük.

Doğduğu andan itibaren insan ‘gür’ bir ‘öz’ün peşinden koşacak şekilde programlanmıştır. Ama ne yazık ki, dış etkenler her seferinde  gürleşerek var olabilecek  bu ‘öz’lerin önüne, birtakım engeller çıkartmaktan geri durmazlar. Yemeğini kendi yemek için ısrar eden 1,5 yaşında bebekten tutun da, kendi ‘öz’ünü gürleştirme adına o güne kadar yanından ayrılmadığı ailesiyle birlikte hareket etmek istemeyen ergen kardeşimiz de hep aynı programın birer sonucu olarak bu davranışları gerçekleştirirler. 60 yaşından sonra okuma yazma öğrenip okuduğu ilk kelimeden kafasını kaldıran Bayburtlu teyzenin yüzünden okunan ‘mutluluk’,  kendi ‘öz’üne yaptığı ‘gürleştirme’ yatırımının bir sonucudur.

Mutluluğun parada mı, şöhrette mi, başarıda mı, güzellikde mi olduğu tartışmalarının gırla gittiği dönemlerden sonra, mutluluğun ‘dışsal’ değil ‘içsel’ birşey olduğunu ifade edenlerin çoğalmasını da yukarıdaki durumun bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Özü gürleştiren her davranış insanı mutlu eder ve mutluluk insanın özü ile ilgili bir mevhumdur.

Özügür bireyler, kendilerinin nasıl, başarılı, mutlu, huzurlu, dingin kılacaklarının farkında olan bireylerdir.  Özügürlük sorununu halledememiş, insanların ‘kişisel gelişim’ teknikleri ile ‘değiştirdikleri’ davranışları sonucu elde edebilecekleri  başarılar kesinlikle kendilerini ‘kesmeyecektir’! Daha fazlası, daha fazlası ve daha fazlası… Bırakın elde edememeyi, elde ederken bile kendisinden kurtulunamayan bir ‘boşluk hissi’ yakalarını bırakmayacaktır bu tür insanların.

Çünkü, yöntem ve müfredat yönünden eleştirdiğimi peşinen söylediğim ‘kişisel gelişim’ yaklaşımının insanı yarım (1/2) olarak algılayan bir anlayışın ürünü olduğu kanaatindeyim. İnsanı diğer canlılara benzeyen fiziksel mekanizmasından yola çıkarak ‘indirgemeci’ bir üslupla değerlendirmenin ve bu değerlendirme doğrultusunda onun adına kararlar vermenin insana yapılabilecek en büyük kötülük olduğunu düşünüyorum.

Kişisel gelişimin insanın maddiyat ve maneviyattan oluşan çift kutuplu yönüne hitap eden bir içerik taşıması gerektiğine duyduğum inançtır; hali hazırdaki kişisel gelişim anlayışı ile arama koyduğum, koymaya çalıştığım mesafenin sebebi. Hem de yanlış anlaşılma pahasına bile olsa. Geçen gün yazılarımı okuyup tebrik etmek için beni arayan bir dostum, konuşmanın bir yerinde  ‘yanlış anlama lütfen’ şeklinde bir giriş eşliğinde, benim genel mesajımı ‘insanları maneviyata yönlendirmek’ şeklinde aldığını ifade edince şaşırmadım desem yalan olur. Refleksif bir savunma olarak “maddiyata yönlendirmekten iyidir” dedim ama oturup bütün yazıları tekrar okumaktan da kendimi alamadım.

Sonuç; bir yönlendirme varsa bile herkesi “kendine” yönlendirmenin dışında birşey olmadığı kanaati ağır bastı. Kendiliğin önemini geç kavradığını düşünen bir insanın coşkusuydu benim anlattıklarım. Ve aslında benin anlattıklarım değil, ‘benim anladıklarım’ idi yazdıklarım.  Ve ben ‘anladıklarımı’ anlatmaya devam ediyorum.

Geldik oyunun ikinci kademesine; hazırlayın küçük kartonları. Kurallar ve ebatlar aynı ama kelimeler farklı! Rızık, nasip, sevgi, muhabbet, merhamet, helal kazanç, kanaat, tevekkül, adalet, alçak gönüllülük, yardımseverlik, sebat, huzur, tebessüm, teşekkür, ahlak, gözü tokluk, doğruluk, vefa, dua, sadakat, razı olmak, paylaşmak, fedakarlık ve ölüm. İlk eli birlikte oynadık, oyunu biliyorsunuz. Çekin kelimeleri kurun cümleleri. Biraz kafa yorunca, gerçekten ‘anlamlı’ cümleler çıkıyor.

Cümleleri oluşturan kelimeler benzer kategoriden olunca hakikaten zorlanmadan oynuyor insan. Keyifli de oluyor. Hatta birkaç elden sonra ‘kurallar kavrandıkça’ hem daha zevkli hale geliyor hem de kolaylaşıyor. Ama biz kolayla yetinir miyiz ? Kesinlikle hayır. O zaman oyunun üçüncü kademesine hazırız!

Tek torbada birleştirin bütün kelimeleri! Son bir kural da ekleyelim; cümleler sadece ‘anlamlı’ değil, ‘yaşanır’ da olsun…

Benzer Haber

Sevişme, Savaş!

İp mi Kısa, Kuyu mu Derin?

https://www.torik.tv/yasam/ben-beni-hayatimdan-nasil-cikartayim/

FACEBOOK YORUMLARI


TORİK YORUMLARI