Boooooğğğzaaaa, Bocacııııııı!

  
   Torik Yazarı                        

Ben şimdi evde oturuyorum ya sanmayın ki boş duruyorum. Her daim beni oyalayacak bir şeyler çıkıyor. Mesela bu aralar uğraşım evde boza üretimi. Hadi gelin birlikte içelim demeyi çok isterdim ama henüz başarılı bir sonuca ulaşmış değilim. Son iki ayın vazgeçilmez facebook postu sonunda beni de baştan çıkardı. Bu post gurbet kuşları arasında çok popüler, fotoğraf yayınlayan yayınlayana. Madem bu kadar kolay ben neden mahrum kalayım ki boza keyfimden! dedim ve başladım yapmaya. Önce güzelce buğdayları geceden ıslattım sonra ertesi gün güzelce yıkayıp bir taşım kaynattım. İlk suyunu süzdüm sonra tekrar ağır ağır ama uzun uzun kaynattım. O kadar güzel piştiler ki bir ara bozadan vazgeçip aşureye dönesim bile geldi. Ama olmaz, çıktık bir yola dönmek yok. Tüm aşamalar özenle tamamlandı, mayası da katıldı sıra geldi beklemeye. Üç gündür bekliyorum ama sonuç başarısız bugün döktüm artık. Gel gör ki henüz sevdamdan vazgeçmiş değilim. Bulgurdan yapıp mayaladım tekrar, bakalım bu sefer ne olacak. O da mı olmadı sırada darı var. O boza olacak ve ben onu içeceğim arkadaş!

Ne ara sevdalandım bozaya bu kadar hiç bilmiyorum. Ne zaman memlekete gitsem sabah akşam boza içmeden duramıyorum. Bu aralar ne istersin sorusuna verdiğim tek cevap ‘Boza’. Çocukluğumda kış aylarının vazgeçilmez içeceklerinden birisiydi boza. Babam akşamları eve gelirken getirir, yemekten sonra tarçın eşliğinde leblebiyle birlikte içilirdi. Azıcık boza, üzeri bolca leblebi ve tarçın. Yüzümü buruştura buruştura, leblebi ve tarçının hatırına zar zor bitirirdim. Ne de güzel kokardı o hala sıcaklığı üzerindeki leblebi ve tarçın. Annemlerin bu ağız burkan kekremsi tadı bayıla bayıla içmesine bir anlam veremezdim o zamanlar ama kış akşamlarının bu tatlı ritüelini de es geçemezdim. Bozayı özel kılan sadece o sıcacık kış gecesi ritüelleri değildi elbet.

Ya ilkokul sondayım ya da ortaokulun ilk yılları, mevsimlerden kış. Okul saati sonlanmış biz evdeyiz, yakında oturan babaannem bizi görmeye gelmiş. “Bakın şimdi size bir şey anlatacağım ama sakın kimseye söylemek yok”, diyerek her zamanki genç kız neşesinde güle eğlene başlıyor anlatmaya. “Dün akşam canım çok boza çekti, mutfakta hazır bekliyorum. Bozacının sesini duyar duymaz çıktım balkona, seslendim, dilim sürçmesin mi bocacıı gibi bir şey döküldü ağzımdan. İnşallah duymamıştır diyerek attım kendimi yere. Bir süre geçti doğruldum olduğum yerden, bir kuvvet yine seslendim; yok yine olmadı, yine bocacı yine bocacı. Bu sefer aldı beni bir gülme. Balkona çökmüş saklanıyorum bir taraftan da gülüyorum. Ama bozacı duymuş beni, ‘hem çağırıyorsun hem saklanıyorsun, utanmıyor musun dalga geçmeye’ diyor. Rezil olduğuma mı yanayım, boza içemediğime mi? Bundan sonra söyleyemem korkusuyla artık hiç bozacıya seslenemem herhalde!” diyor. İşte o gün bugündür bozanın adı benim için bocadır ve her boza içişimde babaannemi hatırlarım; onu ve onun o güzel yaşam enerjisiyle neşesini.

FACEBOOK YORUMLARI


TORİK YORUMLARI