Ben Radyo Sevenlerdenim, Ya Sen?

  
   Torik Yazarı                        

Çocukluğumun en keyifli anılarındandır okula gitmeden önce dinlediğim radyo tiyatrosu. Temsil hep en heyecanlı yerinde kesilir, ben ertesi günü iple çekerdim. Heyecanla takip eden başka çocuklar da var mıydı yoksa o zaman da demode miydi radyo bilmiyorum. Hoş bilsem de ne kadar umurumda olurdu açıkçası onu da bilmiyorum. Hafta sonları yayınlanmazdı piyes; ben üzülürdüm. Ama olsun onun yerine de Pazar Konserleri vardı benim için. Evet işte ben, Pazar Sineması ve Uçan Kaz Norton’un ardından öğle saatlerinde TRT’de yayınlanan Hikmet Şimşek yönetimindeki Pazar Konserleri’nin müdavimiydim. Çoğunluğun hayal kırıklığı içinde televizyonu kapattığı saatlerde ben huşu içinde televizyonun karşısındaki kanepeye yayılır, keyifle izler ve dinlerdim.

Önce radyo çıktı hayatımdan, televizyonun yaygınlaşmasıyla radyolar önemini ve popülerliğini yitirdi. Sonra televizyon da çıktı. Yok öyle entelektüel kaygılardan değil tamamen yokluktan. Üniversite yıllarım Ankara’da okul yurtlarında geçti. Koca yurtta bir tane televizyon odası vardı. Hem inmesi zor gelirdi, hem de vakit olmazdı. Yıllar içinde televizyon seyretme alışkanlığımı da terk etmiş oldum. Televizyon izlemek yerine gittiğimiz sinemalar, tiyatrolar ve konserler vardı. Ankara Şehir Tiyatrosu, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Akün Sineması en unutulmazları izlediğimiz yerlerdi.

Derken sene 1993-1994 radyolar bu kez gayet renkli, en güncel şarkıları çalan, gençlere yönelik eğlenceli geyik muhabbetlerin yapıldığı programlar eşliğinde günlük hayatımızdaki yerlerini almaya başladı. Bir İstanbul değildi tabii radyo çeşitliliği bakımından Ankara ama bizim de 99.5 Capital Radyomuz vardı. Az mı fallar tutuldu şarkılardan, az mı mesajlar gönderildi proje yetiştirme telaşlarında sabahlanan gecelerde. Bildiğin eğlencemiz olmuştu, öylesine hayatımızın içine girmişti ki elimizden alınmak istendiğinde ‘Radyoma Dokunma’ sloganı eşliğinde tüm arabaların antenlerini siyah kurdelelerle donatmıştık. Radyo yalnız günlerin oda ve ev arkadaşıydı, uzun yolculukların yoldaşı.

Hayatımın Ankara dönemi sonlanıp da İstanbul dönemi tekrar başladığında önüme sunulan radyo seçenekleri öylesine arttı ki karar vermek de zorlaştı. Ama sonunda buldum ‘Kainatın tüm seslerine ve titreşimlerine Açık Radyo’sunu. Seslerini tanıdığım yüzlerini hiç görmediğim insanlar Avrupa-Anadolu yakası sabah akşam ev-iş yolculuklarımda bana yarenlik yaptılar. Sayelerinde köprü trafiği bile keyifli hale dönüşürdü. Boşa geçmiş vakit hissinden bugün de ufkum açıldı hissine geçiş yollarından birisiydi. Şimdilerde bile arada internet üzerinden dinliyorum o güzel sohbetleri.

İnternetin bu kadar yaygınlaştığı dijital çağda artık istediğini seçme ve dinleme, yeni ufuklar açma, farklı ve genç sesler tanıma özgürlüğü varken radyolarla kendini sınırlama duygusunu tam olarak açıklayabilmek mümkün değil tabii ancak ben güzel sohbetleri seviyorum, klipleri kafamda canlandırmayı, damağımda hala unutmadığım radyo tiyatrolarının tadı duruyor. Sesleriyle bizlerle iletişime geçen, tınılarıyla tonlamalarıyla bize farklı duygular yaşatan, isimlerini bildiğimiz yüzlerini görmediğimiz o radyocuları seviyorum. Anlayacağınız ben hala radyodan vazgeçemeyenlerdenim. Aynı Freddy Mercury’nin o çok sevdiğim Queen parçasında söylediği gibi ‘Radio, someone still loves you!’

FACEBOOK YORUMLARI


TORİK YORUMLARI