Bana İkigaini Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim

  
   Torik Yazarı                        

Sevgili günlük, bugün kafam çok karışık. Beynimin içinde zihni sinir sorular fink atıyor. Neredeyse son bir buçuk aydır güneş yüzünü göstermiyor. Gri ve beyaz arasında düzenli gelgitler yaşıyoruz. Yok henüz kar yağmadı ama ufuk çizgisi üzeri alabildiğine tek düze beyaz; sanki gri-beyaz bir boyayı tepemizden boca edivermişler de kademe kademe yeryüzüne iniyor bu ruh bunaltan beyazlık. Günümüzün bütün renklerini çaldılar anlayacağın, bu yüzden hiç mi hiç pozitif düşünemiyorum kusura bakma. Renk olmayınca insanın neşesi de kaçıyor. Halbuki beyaz saflığın temizliğin sembolüdür ama bir o kadar da depresif yahu! Yeni doğan bebekleri bile uzun süre sadece beyaz tavana bakar şekilde yatırırsan beyin fonksiyonlarında bozulmalara sebep oluyormuş. Bu yüzden onlara renkli, şekilli ve de sesli objeler verip her an o milyarlarca nöron arasında yeni bağlantılar kurarak beyin fonksiyonlarının gelişmesi sağlanırmış. Peki biz erişkinler ne yapalım sevgili günlük? Doğru, hayatımıza gri ve beyazdan farklı renkler katalım. Başka? Küçük ya da büyük, basit ya da karmaşık, bize kendimizi faydalı hissettirecek bir uğraş bulalım. Her yeni güne başlamak için bir amacımız, bir hevesimiz olsun. Huzurlu, mutlu ve sağlıklı yaşayalım. Evet evet kendi İkigai’mizi bulalım!

‘İkigai’ son iki yıldır almamak için direndiğim ama 2018 yazında direnişten vazgeçerek alıp bir solukta okuduğum, hatta üzerinden tekrar tekrar geçtiğim kitap. Adı ve kapağı çok çekici olmasına rağmen üzerindeki ‘Uluslararası Çoksatan’ tanımlaması kitabın tüm cazibesini benim için tersine çevirmişti. Neden diye sormayın ben bile kendi içimde sebebini tam olarak özümseyebilmiş değilim. Nedense bir şeyin dünya üzerinde çok satıyor olması sanki o şeyi sıradanlaştırıyor, yapılan işi ticari hissetmeme sebep oluyor. Haksız da olabilirim ama işte algıda seçicilik. Ben daha çok kendime özel bir şeyler bulabileceğim kitaplardan hoşlanıyorum. Ne demişler zevkler ve renkler tartışılmazmış. Ancak itiraf etmek gerekirse bu kitap beni yanılttı. Demek ki daha önce zamanı gelmemişmiş bu kitabın, 2018 yazıymış benim için doğru zaman!

İkigai Japonların uzun ve mutlu yaşam sırrıymış. Uzun yaşamak günümüz dünyasında artık çok da sıra dışı olmaktan çıkmaya başladı. Modern tıp sağ olsun, ömürlerimiz uzuyor. Uzuyor uzamasına da nasıl uzuyor? Önemli olan sadece uzun yaşamak değil ki aynı zamanda sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşamak. Uzmanlar incelemişler dünya üzerinde 5 adet ‘Mavi Kuşak Bölgesi’ varmış. Mavi kuşaklar dünyada en uzun hayat süren insanların yoğunluklu yaşadığı bölgelermiş. Dan Buettner’in ‘The Blue Zone’ isimli kitabında tanımlanıp incelenen bu beş kuşak neredeymiş derseniz; son sırada Yunanistan’ın Ikaria adası var, onun üzerinde Kosta Rica Nicoya Peninsulası, bir üstünde Kaliforniya Loma Linda, onun da üzerinde İtalya Sardinya adası ve ilk sırada Japonya’nın Okinawa adası yer alıyor. Sizin de dikkatinizi çekti mi; 5 bölgenin 3’ü ada! Ada hayatı üzerine tüm artı ve eksileriyle uzun uzun düşünmek lazım. Burada kitabı anlatıp sizi okuma zevkinden ve kendi kendinize çıkaracağınız derslerden mahrum etmek istemem. Ben bir iki cümle alıntılıyayım araları siz kendiniz doldurun. ‘Arkadaşlıkları beslemek, hafif yemek, yeterince dinlenmek ve düzenli, orta derecede egzersiz yapmak sağlıklı olma denkleminin gereken parçalarıdır ama asırlık insanların yaşam sevinçlerinin özünde doğum günlerini ve her yeni günü kutlamaya devam etmelerini sağlayan ikigaileri vardır.’ ‘İkigailerini keşfedenler yaşamları boyunca uzun ve mutlu bir yolculuk için gereken her şeye sahiptir.’ Anlayacağınız İkigai öyle hap gibi alınacak ya da başkalarınca size tavsiye edilecek bir şey değil. Herkesin ayrı bir yolu yazılacak ayrı bir hikayesi var, bir zahmet düşünüp taşınıp herkes kendisi bulacak kendi İkigaisini!

Modern hayat aynı modern tıp gibi hiç şüphesiz hayatlarımızı kolaylaştırıp ömrümüzü uzattı. Peki karşılığında bizden neler aldı? Doğanın yıkıcı güçlerine karşı koymaya çalışırken yarattığımız konforlu mekanlar zaman içinde bizleri doğadan kopardı. Modern hayatlarımız ne kadar renkli gözükse de aslında özünde çok sıradanlaştı. Her birimiz kapitalist düzene hizmet eder hale geldik. Bütün hayat gayemiz iyi işlerde çalışıp çok para kazanmak, ev ve araba almak oldu. Ama onlar da yetmedi hep bir üst modellere erişmeye çalıştık, alınacak bir üst modellerin sonu bir türlü gelemedi. Başka yaşam gayelerimiz olamadı bir türlü. Sonra bir gün emekli olduk ve o alınacak üst modeller uğruna peşinde koşturduğumuz tüm uğraşlarımız bir günde sonlanıverdi. Para kazanmak ve kazandığımızı harcamak dışında bir gayesi olmayan uğraşlarımız emekli olunca bizleri en önemli uğraşı bankaya giderek elden fatura ödemek olan insanlara dönüştürdü. Eksik kaldık, tamamlanamadık bir türlü ya da diğer bir deyişle yaşama gayemizin en önemli kısmını yitirdik. Son 4 yıldır yabancı bir memlekette yaşadığım en büyük zorluğun en kısa ifadesidir. Ne demiş büyüklerimiz ‘her şerde bir hayır vardır’. Sevgili Almanya henüz emekli olmadan başıma gelecekleri öncesinde tecrübe etme şansını yaşattığın için sana teşekkür ederim. Evet son 4 yıldır kendimi ifade edebilmek için yeni ve alıştığımın dışında bir yöntem bulmam lazım deyip duruyorum ama kitabı okuyunca anladım ki bu yaban memleketteki problemimi sadece çalışmamak olarak tanımlamak aslında alıştığımın dışına çıkamamakmış. Öyle bir yöntem ya da kendini ifade şekli olmalı ki bulacağım, sırf para kazanmak amacıyla yapılmasın, sürdürülebilirliği olsun, kendimi her daim faydalı hissedeyim ve de en önemlisi emekliliği olmasın!

Sizleri bilmem ama ben yeni yıl için yapılacaklar listesinin en tepesine ‘İkigaini keşfetmek’ maddesini koyacağım. Koyacağım ki yazıldığı kadar kolay olmayan bu amaç uğrunda en azından bir adım atmış olayım. İkigaimi bulayım, bulayım ki sadece bugün değil hiçbir zaman eksik kalmayayım. Hepinize ikigainizi keşfedebileceğiniz sağlıklı, huzurlu, mutlu ve umut dolu yeni bir yıl dilerim.

FACEBOOK YORUMLARI


TORİK YORUMLARI