Kendi Kendine Konuşmalar

  
   Torik Yazarı                        

İki gündür resim yapıyorum. Resim yapıyorum dediğime de bakmayın benimki renk terapisi aslında. Ama çok havalı; şövalem var, bir kutu dolusu rengarenk boyam, fırçalarım ve de tuvalim. Boyuyorum bozuyorum, boyuyorum bozuyorum. Kafam çok dolu, bütün düşünceler dans ediyor. Yerlerine oturmuyorlar ki tuvale yansısınlar! İçimde kelebekler uçuşuyor tuvalde bildiğin yarasalar. İçim ayrı dışım ayrı. Sonra onları çiçeklere dönüştürüyorum. Fena da olmadı hani derken yine beğenmiyorum, yok bu değil istediğim!  Hepsinin üzerini kalın siyah bir macun ile kapatıyorum. Anladık ‘dışa vurulmak’ istemiyorlar. Varsın kalsın ‘zamanı gelmemiş’ demek ki diyorum.

Bu gurbetlik en çok hastalık zamanlarında vuruyor insanı. Bir başına olduğunun altını kazıyarak çiziyor. Zaten mevsim kış… Yolda yürürken ya da alışverişte görüp içinin acıdığı o yaşlılar gibisin. Alabildiğine yalnız ve mecburen ayakta. İki büklüm, sadece ayak ucunu görerek yürürken ve belki de yaşadığını hissetmek için çok isteyerek hala sokaklarda. Ne yalnız bir memleket! Bana bir güneş lazım şimdi. Sarısı da yetmez şöyle en kırmızısından.

Fotograf : Esra Bakay

Konuşmak ne kadar önemliymiş şu hayatta. Ben ki kırk yıllık dinleyici, susasım yok! Hep anlatacak bir şeyler var. Ama sıradakinin sabırsızlığından konunun sonu gelemiyor. Sanki hepsinde bir unutulma korkusu. Daldan dala daldan dala. Ne çok birikmiş… Şimdi daha iyi anlıyor insan o kör kuyulara bağırma isteğini.

Arkadaş lazım diyorsun eş dost, konu komşu. Gidip çalıvereyim yan komşunun kapısını, ‘nasılsın kaç gündür görünmüyorsun’ diyeyim. Düşünüldüğünü anlasın, tebessümle karşılasın. Soran gözlerle bakmasın. İlk kez yapıyorum, ben de alışkın değilim, cesaretimi kırmasın! Havadan sudan konuşalım. Ben ‘soğuk’ diyeyim, o ‘bu sene hiç kış görmedik’ desin. Çocukların gürültüsü olmasın tek konumuz. Çok değil bir yarım saat yeter. Sıcak selamlamalar donup kalmasın yüzlerde. Bir kahveye dönsün ki kırk yıl unutmayalım.

Almanlar ileri yaşlarda öyle kolay arkadaş olamazlarmış. Hep çocukluktan gelirmiş en iyi arkadaşları ama öyle tanıdıklıktan, ayak üstü sohbetlerden bahsetmiyorum. Gerçek arkadaşlık, dostluk! Yine de yalan yok çok iyi öğrenilmiş bir kibarlıkları var. Tanımasalar bile gözünün içine bakarak ve gülümseyerek selam veriyorlar. Selamın ve gülümsemenin gerisi gelmiyor o ayrı. Bizde tanımadığın kişi değil selam vermek suratına bakmaz, tanıdıksa da sadece benim değil sülalemin hatırı sorulur, haberleri alınır. Hangisi daha iyi diye fazla düşünmeden kültür farkı deyip geçiyorum.

Arkadaşlık hem kolay hem zor. Güvenmek, inanmak lazım. Anlamak, olduğu gibi kabul edebilmek. Hoş görmek ve hoş görülmek. Kan bağın olmadan çok sevmek. İhtiyacın kadar değil de hep dost kalabilmek. Sesindeki tınıyı gözündeki ışığı anlamak. Pek eskisi gibi değil artık arkadaşlıklar, Facebook çıktı mertlik bozuldu. Kalabalıklar arasında koskoca yalnızlıklar oluşturdu bu tüketim çağının sahte sosyalliği. Herkes herkesle ‘arkadaş’. Artık arkadaşlığımızı ‘Like’larla ölçüyoruz. Bir mesaj kadar yakınız bir o kadar uzak. Bir sosyoloğun konuşmasında dinledim; günümüzde Facebook tipi arkadaşlıklar daha çok tercih ediliyormuş. Sorumluluk hissetmeden, kolayca arkadaş olup kolayca bitirebiliyoruz. Her şeyini, her halini kabul etmek almak zorunda değiliz. Yüzeyselliğimiz ya da arkasından konuşmalarımız hissedilmiyor. Gerçek duygular gözükmüyor. Her paylaşımı beğenmek ara sıra olumlu yorum yazmak yetiyor. Arkadaşlık tanımını sorgulamadan duramıyor insan. Lazım değil diyorsun bir tane olsun gerçek olsun.

Faydalı oluşumlar da yok değil. Yurtdışında yaşayanların bir araya toplandığı ortak platformlar var mesela. Herkes bilgisini tecrübesini paylaşıyor. Bir şey danışmak istediğinde soruyor. Herkes dili döndüğünce yanıtlıyor. Yeni göçeceklere biz buradayız diyorlar. Dertler aynı, duygular benzer. Yalnız olmadığını hissediyor insan, yeni düşünceler, farklı fikirler, değişik bakış açıları faydalı olabiliyor. Kendine acıyarak vakit öldürmektense sen neler yapabilirsin ona bakıyorsun.

Kendine hedefler koyduğu, sınırlarını doğru belirleyip ölçüsünde kaldığı sürece her şeyi artıya çevirebiliyor insan.

FACEBOOK YORUMLARI


TORİK YORUMLARI